İstanbul, Burcu, vs.

Sayfanın başlığı biraz yanıltıcı olabilir ama hemen itiraf etmem gerekiyor – bu blogun sahibi bir İstanbul aşığı değil. İstanbul aşıkları listesini bir kişi eksik bırakmam belki bu şehre ilk kalıcı gelişimin 11 yaşında yatılı okul için olmasından (boğaz kıyısında sınıftan vapurları izlerken ilk aylarda evi özlediğimden biraz ağladığımdan), muhtemelen ise İstanbul’a “Dünya’nın en güzel şehri” derken, dünyada şehircilik anlayışının sürekli yenilenmesi ve ilerlemesi karşısında, İstanbul’un eşsiz konumuna rağmen hep geriye gitmesi ve doğal güzelliğinin üzerine hiçbir şey koyamamasına gözlerimizi kapatmamızdan kaynaklanıyor. İstanbul’a karşı biraz dost acı söyler tarafından bakmamız gerektiğini düşünenlerdenim. Bu arada ben Burcu. 36 yaşındayım ve İstanbul’da yaşıyorum. Hemen bana kızmayın ama – blogumun İngilizce versiyonu olan bizarrejourneys.com’da İstanbul eleştirimden bu kadar açık bahsetmiyorum, kol kırılır yen içinde kalır. Bunca söze rağmen muhakkak ki bu şehrin benim de nefesimi kestiği anlar olmuyor değil. Bir itiraf daha, İstanbul’u daha az tanıyıp kalıcı olarak zorlukları ile mücadele edenler arasında olmasam ve turist olarak gelsem, muhtemelen defalarca yine gelmek isterdim.

İstanbul – Temmuz 2016.

Kendimi bildim bileli seyahat etmeye meraklı olmakla birlikte, seyahatin hayatımın neredeyse en önemli unsuru haline gelmesininin en büyük tetikleyicisi 1997 yılında AFS öğrencisi olarak ABD’ye gidişim oldu. Yola çıkana kadar hangi ruh halinde olursam olayım, seyahatteyken kendimi her zaman mutlu ve rahat hissediyorum. 2012 yılında uzun süredir çalışmakta olduğum (ve halen çalışıyor olduğum) avukatlık ofisine dokuz aylık bir ara vererek uzun süreli seyahat edebilme hayalimi de kısmen gerçekleştirebildim. Seyahatlerimi ve fotoğraflarımı bir blogda derleme fikri de bu uzun süreli seyahat aralığının bir parçası olarak ortaya çıktı.

Evimin en çok vakit geçirdiğim bölümü.

En sevdiğim bölgeler

Blogdaki yazıların dağılımından da göreceğiniz gibi Kuzey bölgelerini Güney bölgelerine oranla daha çok seviyorum. Nordik kültürler ve yaşam biçimlerine inanılmaz bir hayranlığım var. Seyahatlerimin çoğunu hiç usanmadan İskandinav ülkelerinde (ve özellikle Norveç’de) geçirebilirim. Keşke İskandinavya Dünya’nın en pahalı seyahat destinasyonlarından birisi olmasaydı. Diğer favori ülkelerimin başında ise eşsiz doğası ile İsviçre ve hem görsel hem de insani nitelikleriyle Dünya’nın en mütevazi ülkesi Japonya geliyor. Pahalılık ile başım sizlerin de anlayacağı üzere oldukça dertte. Bu destinasyonların bir kısmını (blogda da bazı yazılarda bahsettiğim üzere) daha ucuza organize edebilmeyi zaman içinde öğrendim, bazıları için ise inanın ne yapsanız olmuyor (ah sevgili Norveç!).

Arashiyama Bambu Ormanı – Japonya

Yürümek. Yürümek. Sonra biraz daha yürümek.

Seyahatlerimde genellikle şehirlere ayırdığım zaman kırsal mekanlara oranla çok daha az oluyor. Kimi zaman tüm bu seyahat sevdamın esasında yürümek için bahane yaratmaktan ibaret olduğunu düşünüyorum. Seyahatler esnasında yürümek benim için destinasyonları gezebilme aracı olmaktan ziyade, seyahatin esas amacı haline gelebiliyor. Yeryüzünde yürümekten daha tedavi edici nitelikte bir aktivite düşünemiyorum – bu aktiviteyi hiç aşina olmadığım bir mekanda gerçekleştirmek ise beni inanılmaz şekilde rahatlatıyor. Henry David Thoreau’nun “günde en az dört saatimi – dünyevi tüm yükümlülükleri geride bırakmış olarak – tepelerde ve kırlarda yürümeye adamazsam akıl ve zihinsel sağlığımı koruyabileceğimi sanmıyorum” ifadelerini sıklıkla hatırlamaya çalışıyorum. Yakın bir zamanda en sevdiğim yürüyüş rotalarını listelediğim postumu tamamlamayı umuyorum.

Yangshuo – Çin. Mayıs 2013.

Seyahat arkadaşlarım – ben, kendim, bir de Burcu.

Ben de yalnız seyahat edenlerden birisiyim. Niye yalnız seyahat etmeyi tercih ettiğim konusunda sayısız gerekçe sayabilirim ama birisi her zaman diğerlerinin önüne geçiyor – bir insanın kendini daha iyi tanıması ve kendisiyle daha rahat hale gelmesi açısından yalnız seyahat etmekten daha faydalı başka birşey düşünemiyorum. En yakın arkadaşım da zaten kendimim falan yazıyım mı bir de sizi korkutmak için (mesela yukarıda soldaki bilgisayarda ben oturuyorum, sağdakinde Burcu). Korkmayın senede en az bir iki kere arkadaşlarım veya ailemle de kısa seyahatlere gidiyorum. Blogda yer verdiğim destinasyonlar, yazdığım konular veya herhangi bir konuda bana ulaşmak isterseniz burcu@bizarrejourneys.com veya burcu@burcubasar.com eşit yoğunlukta kontrol ettiğim email adreslerim. Telefonları açmak konusunda felaketim ama emaillere gerçekten de kısa sürede cevap yazıyorum.