• Yer: Avustralya - Yeni Zelanda
  • Seyahat Tarihi: 7 - 26 Mayıs 2017
  • Gun: 22 Mayıs 2017
  • #onaltıncıgün

Sabah 4 gibi gözümü açıyorum. Havanın aydınlanmasına daha en az 4 saat var. Dün akşam valizlerimi otele bıraktığım gibi Newtown’u keşfe çıktım. Harika restoranlar ve kitapçıları olan bu mahalle enteresan bir şekilde size sanki modern çağa taşınmış şekilde Vahşi Batı’daymışsınız hissi veriyor – western filmleri dekoru gibi duran o kadar çok yapı var ki. Bu yapıları – eğer karşıdan binanın hizasından çekmiyorsanız – fotoğraflamak biraz güç. Tüm binayı çekebilmek için makinanızı eğmek durumunda olduğunuzdan, fotoğrafta da perspektif kayması oluyor. Bu yapılar bende ilk defa bu tür mimari çekimleri kolaylaştıran “shift lens” alma isteği uyandırıyor.

Darling Harbour

Sabahtan Yeni Zelanda fotoğraflarını biraz temizledikten sonra, gün ağırır ağırmaz kendimi sokağa atıyorum. Bugünkü planım hiçbir araç kullanmadan şehirde yürüyebildiğim kadar yürümek. Şehir seyahatlerimde genelde ilk günü şehri yürüyerek ne kadar keşfedebileceğimi anlamaya ayırırım – araç kullanmadan sevdiğim bölgelere tekrar yürüyebilir miyim, nerede ne var keşfetmeye çalışırım. İstanbul kadar büyük bir şehre alışık olunca, yürüme testini geçemeyen nitelikte şehir de çok az oluyor haliyle. Sidney’de de ünlü Bondi Beach dışında biraz yokuşu da göze alarak hemen hemen görülecek tüm bölgelere yürümek mümkün gibi. Sabah 1.5 saat yürüyüş mesafesindeki ünlü Darling Harbour’a iniyorum önce. Oradan da Opera Binasına geçiyorum. Bu bölgenin Sidney’deki en favori bölgem olmayacağını tahmin ettiğim ama bu kadar ünlü bir bölgeyi de yine de merak ettiğim için ilk iş aradan çıkarmak istiyorum. Darling Harbour ünlü akvaryumu da içerecek şekilde Sidney’in en çok ziyaret edilen bölgelerinden. Gündüz benim için çok enteresan olmasa da, gece ışıkları altında gerçekten de etkileyici gözüküyor.

Ünlü Sidney Opera Binası

Sonrasında ise tahmin ettiğim gibi bayıldığım Surrey Hills’de sıra. Surrey Hills San Francisco’nun (yokuşları da dahil!) iklimi daha güzel olan versiyonu gibi adeta. Beni Sidney’de en çok etkileyen görsellerden olan Viktorya stili evler Surrey Hills’e de hakim. Crown Street’e yayılmış ve dışarıda da oturma alanı olan kafe ve restoranlar kadar, sadece evlerden oluşan sokaklarda turlamak da çok keyifli. Surrey Hills sonrası Sidney’in Castrosu diyebileceğimiz Oxford Street’e geçiyorum. Caddedeki favorim hem şarap hem de kitapçı olan Berkelouw Books oluyor. Bugün için kitapçıyı kısaca turlayıp, sonraki günlerde hem yemek hem de kitap alışverişi için not ediyorum. Yaklaşık 11 saat şehri turladıktan sonra otelimin olduğu Newtown’a dönüyorum. Hızlı bir yemek sonrası artık yavaştan ağıran bacaklarımı dinlendirme vakti. Yarın için planım ünlü Bondi Beach.

Sidney evleri

17. Gün – 23 Mayıs 2017