• Yer: Avustralya - Yeni Zelanda
  • Seyahat Tarihi: 7 - 26 Mayıs 2017
  • Gun: 24 Mayıs 2017
  • #onsekinizcigün

Bu sabah için planım Sidney’in aborjin yerleşimiyle bilinen Redfern bölgesi üzerinden yürüyerek White Rabbit Gallery’nin olduğu Chippendale’i keşfetmek. Webde ve şehir rehberlerinde Sidney’in tüm mahallelerine “suburb”, “banliyö” şeklinde hitap ediliyor. Seyahati planlama aşamasında “suburb” nitelemesi biraz kafamı karıştırmıştı – tüm bu bölgelerin Sidney’in dışında olduğunu düşündürmüştü bana. Geldikten sonra  anlıyorum ki Sidney’de “banliyö” “suburb” ifadeleri aslında bildiğimiz semt kavramına denk geliyor. Tüm bu bölgeler Sidney’in içinde ve çoğu Sidney’in ana merkezi diyebileceğimiz Darling Harbour ve CBD’ye yürüme mesafesinde.

White Rabbit Gallery

White Rabbit Gallery bütünüyle Çin modern sanatına adanmış ve Judith Nelson’un özel koleksiyonunu sergileyen bir alan. Nelson’un koleksiyonunun genişliğini galeride yılda iki kez serginin değişmesinden ve bunun bu şekilde 2009 yılında beri devam etmesinden anlayabilirsiniz. Benim ziyaret ettiğim bu dönemde “the Dark Matters” adlı sergi devam ediyor. Serginin benim için sürprizi ise maalesef yakın zamanda depresyona yenilen ünlü Çinli fotoğraf sanatçısı Ren Hang’in de iki fotoğrafının sergiye dahil olması. Dört katlı White Rabbit Gallery’deki bu sergide beni en çok etkileyen işlerin hemen hepsinin arka planında yatan emek oluyor – kara kalemle yapılan büyük boyutlu manzara resimlerinden, devasa dalgalara yoğunlaşan videolar (“dalgalar denizin dağları, dağlar ise toprağın dalgalarıdır” betimlemesiyle) gerçekten de oldukça etkiliyeci. Mekanı daha terketmek istemiyorum, bana inanılmaz huzur veren bir atmosfer. White Rabbit’de her ne kadar neredeyse eser başına düşecek sayıda görevli olmasına rağmen, görevliler klasik yaklaşımın aksine siz ve sanat eserleri arasında bir engel değil, bir köprü olarak hizmet ediyorlar. Sorduğunuz tüm sorulara gayet detaylı cevaplar alabiliyorsunuz (ek bir not olarak Avustralya’daki galeri ve müzelerin çoğuna giriş ücretsiz). Galerinin hemen girişinde de çay ve çin mantısı sunan bir kafe var. Mekanın sakinliğini sizler de benim gibi kolay terk edemezseniz, kafesinde de oturarak rahatça saatlerinizi geçirebileceğiniz bir mekan.

Ren Hang – 2014

Öğleden sonra planım Art Gallery of New South Wales – özellikle en alt katında sergilenen aborjin eserlerini oldukça merak ediyorum. Ancak White Rabbit’den o kadar etkileniyorum ki, bugün için üzerine başka bir galeri/müze eklememek ve gün boyunca kafamda White Rabbit’i döndürebilmek için bu müze ziyaretini yarına ötelemeyi düşünüyorum. En nihayetinde müze feribota giderken yolumun üzerinde olduğu için uğramaya karar veriyorum. Tahmin ettiğim gibi de oluyor – Art Gallery of New South Wales’e konsantre olamıyorum, aklım halen White Rabbit’de gördüklerimde.

Manly sörfçüleri

Çok fazla vakit kaybetmeden oradan Harbour’a yürüyorum. Rota Sydney’e feribotla otuz dakika mesafedeki sörfçüleriyle ünlü Manly. Manly klasik anlamda bir sayfiye kasabası, buram buram “tatilci” atmosferi koktuğu için beni çok etkilemiyor. Sörfçüler ise yine inanılmaz. Bondi’ye göre daha dar bir sahilde yine yüzlerce sörfçü var. “Tamam on dakika daha, on dakika daha, bir sonraki feribot” diye diye Manly sahilinde de 1.5 saat geçiriyorum. Yoğun rüzgar altındaki dönüş feribotu sonrası, hemen otelimin olduğu Newtown’a geçiyorum. Dünya mutfakları arasında benim en favorim olan Thai yemeğinden sonra her zamanki gibi erkenden uykuya dalıyorum.

19. Gün – 25 Mayıs 2017