• Yer: Avustralya - Yeni Zelanda
  • Seyahat Tarihi: 7 - 26 Mayis 2017
  • Gun: 12 Mayis 2017
  • #altincigun

Christchurch`de sabah kahvesi peşinde koşarken, şehir içi trafiği de azımsayınca otobüsümü neredeyse kaçırıyorum. Otobüs kalkmadan iki dakika önce durakdayım. Bu mevsimde otobüs seferleri oldukça nadir – kaçırsaydım ertesi günün otobüsüne kalacaktım. Otobüs nihai durak Queenstown için yola çıkıyor. Ben ve bir kaç kişiyi işe yolda Tekapo Golünde bırakacak. Hava kapalı ve hafif bir yağmur başlıyor. Hobbitler ülkesinin içinde ilerlerken etraftaki koyun sayısına hayrete düşüyorum – çok olduğunu biliyordum ama bu kadar olduğunu asla tahmin etmemiştim.

Tekapo Golu`nde sonbahar

Hava durumuna göre bugün Tekapo yağmurlu olacak. Olsun – bana da biraz dinlenme ve okuma bahanesi olur diye kendimi teselli ediyorum. Hava halleri içinde rüzgar, kar, sis hepsi bence çok atmosferik olabiliyor ama fotoğraf çekimi için yağmur hiç ideal ve eğlenceli değil. Ancak birden Norvec`deki durumun havada enteresan şeyler oluyor ve hava durumuna inat – gökyüzü masmavi hale geliyor. Duruma şoförümüz bile şaşırıyor. Tekapo`ya vardığımızda hemen kalacağım YHA Hostelini arıyorum. Biraz da endişeliyim açıkçası- her ne kadar yatakhane değil özel odada kalacak olsam da en son hostel deneyimim 14 yıl önce Paris`teydi. Tüm endişelerim yersiz çıkıyor, tertemiz bir oda ve harika manzaralara sahip bir hostel. Konum olarak Tekapo`nun en ideal yerinde – golün hemen kıyısındaki sanırım tek işletme.

Tekapo

Valizlerimi bırakır bırakmaz küçücük Tekapo kasabası ve ağırlıklı olarak gol kıyısında dolaşıyorum. Haliyle bol bol fotoğraf çekiyorum. Akşam karnım çok aç değil (çok heyecanlanınca olduğu gibi) ama ferah bir mekanda da biraz vakit geçirmek istiyorum. Sadece çorba siparişi verdiğim için bana kızmayan, wifidan yine de istifade ettiren bir restoranda (Yeni Zelanda ve Avustralya`da asla gereksiz ufak konularda stres yaratmıyor insanlar) iki üç saat geçiriyorum. Hava 5.30 gibi kararıyor bu mevsim – kararmak ama öyle böyle değil – bu bölge için “Karanlık Gökyüzü Rezervi” diyorlar. Restoranda benim yaşlarımda bir Amerikalı çiftle tanışıyorum – konu konuyu açıyor. Bir esnada benim 97-98 yılında AFS öğrencisi olarak gittiğim Chicago yakınlarındaki küçük kasaba Downers Grove`da bu çiftin de yıllarca yaşamış olduğu ortaya çıkınca, hep birlikte hayrete düşüyoruz. Benim de onların da çok güzel anıları olan bir kasaba. Akşam zifiri karanlıkta hostele dönüyorum – karanlıktan çok korktuğum için bir de panik yapıp hostelin saat 8`de kitlenen kapısını açacak anahtarı yere düşürüyorum. Neyse ki sonunda anahtarı bulabiliyorum. Yarın sabah erkenden Mt. Cook yollarındayım.