• Yer: Koyasan, Japonya
  • Seyahat Tarihi: 10 Şubat - 15 Mart
  • Gun: 17 Şubat
  • #SEKİZİNCİGÜN

Sabah 7de yaklaşık beş saat sürecek otobüs yolculuğu için durağa iniyorum. Sabah sisi ve onsenlerden gelen buharla birlikte Yunomine ve etrafındaki dağlar çok güzel gözüküyor. Otobüs geliyor, artık beklediği üzere tek ben varım. Tek ortak kelime konuşamamıza rağmen fotoğraf çektiğimi anlayan şoför kimi yerlerde benim ucun duruyor, hatta otobüsten inmeme izin bile veriyor. Herşeyin dakik işlediği Japonya`da bana sağladığı bu esneklik daha sabahtan günüme enerji katıyor. Yeni izlediğim Silence filmindeki manzaraları anımsatacak şekilde sis bulutu arasındaki dağlardan ilerliyoruz.

Öğlen 1 gibi Koyasan`dayım. Kumano Kodo`daki iliman hava sonrası -5 derece Koyasan soğuk ama çok güneşli. Burada iki gece Jokiin tapınağında konaklayacağım. Yaklaşık 1000 yıllık tarihi olan ve yüzden fazla tapınağa ev sahipliği yapan Koyasan`da tapınak konaklamalarını bu tapınakların eski geleneklerine ve Kumano Kodo rotasını yürüyen pilgrimlere de zamanında ev sahipliği yapması nedeniyle oldukça destekliyorlar. Tapınak bahçesine ilk girdiğimde girişi bulamıyorum, etrafta kimse yok. O esnada bir de dong çalıyor – kendimi biraz Gülün Adı filmindeki gibi hissediyorum, hafif de içim ürperiyor. Girişi bulduktan sonra ise bir rahibe tarafından karşılanıyorum. Odam bahçeye bakıyor ve kapılarda haliyle kilit yok. Sabah 6daki duaya izleyici olarak katılabileceğimi öğreniyorum. İçim içime sığmıyor, altı yıl önce sadece günü birlik geldiğim Koyasan`ı ve insanin içini titreten Okunoin mezarlığını bu sefer daha yakı ndan keşfetme vakti.