Tarihi Değiştiren Tepe Göbeklitepe

20 Ara 2015
Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on LinkedInPin on PinterestShare on Tumblr

Not: Bu yazı Türk Hava Yolları dergisi Skylife’ın Şubat 2016 sayısı için hazırlanmış olup – kısaltılmış şekilde dergide yayımlanmıştır. Göbeklitepe’de çatılandırma çalışmaları devam etmekte olduğu için, malesef yapılara ilişkin sunmaya değer nitelikte bir fotoğraf çekemedim.

Urfa’dan yola çıktığımız andan itibaren gördüğümüz her tepe için heyecandan kaynaklanan geldik mi sorularım ve eşsiz bir ova manzarası eşliğinde Göbeklitepe’ye varıyoruz. Urfa’dan yaklaşık 15 kilometrelik mesafedeki Göbeklitepe’de esas peşinde olduğumuz mimari yapılardan önce dikkatimi bölgenin arkeolojik değeri anlaşılmadan önce de bir ziyaret yeri haline gelmesini sağlayan dilek ağacı çekiyor. O gün masmavi gökyüzünün altında arkasına ayı da almış şekilde pozunu veren bu ağaç civardaki renkten renge girmiş diğer ağaçlarla beraber enfes bir görsellik yaratıyor.

Dilek ağacı.

Göbeklitepe’nin gün yüzüne çıkmasına imkân veren ve vefat ettiği 2014 yılına kadar Göbeklitepe kazılarının başkanlığını yürüten Klaus Schmidt’in Göbeklitepe’ye ithafen kaleme aldığı ve benim gibi arkeoloji altyapısı olmayan kişilerin dahi keyifle okuyacağı Göbeklitepe kitabının daha ilk sayfalarında tanıştığımız Şavak Yıldız’ın sonradan oğlu olduğunu öğrendiğimiz ve yıllardır kazılarda aktif görev alan Bekir Yıldız gezimize eşlik etmek için bize hemen kendisini tanıtıyor.  O zaman anlıyoruz ki Klaus Schmidt’in birçok röportajında dile getirdiği üzere sahaya adım atar atmaz burasının arkeolojik anlamda “olağanüstü” bir yer olduğunu anladığı 1994 yılında başlayan ve insanlık tarihinin son dönemlerdeki en önemli arkeolojik bulgusunun öyküsüne Bekir Yıldız da başından beri dâhil.  Bölgedeki her ziyaretçi ile tek tek ilgilenen ve Göbeklitepe’ye olan sevgisi ve heyecanını size de geçiren Bekir Bey’in ağzından Göbeklitepe’yi dinlemek ayrı bir keyif.

Balıklı Göl

Daire şeklinde yerleştirilmiş olan ve yapılan karbon testi sonucu yaklaşık 12.000 yıllık bir tarihi olduğu ortaya çıkmış Göbeklitepe dikilitaşlarının tarihte bilinen ilk tapınak olduğu kabul ediliyor. İngiltere’de bulunan Stonehenge ve Mısır Piramitlerinden neredeyse iki kat daha eski olan ve her birinin üzerine hayvan figürleri veya soyut öğelerin işlenmiş olduğu bu mimari yapılar yaygın kabulün aksine Göbeklitepe’nin ait olduğu dönemde yalnızca avcı kabilelerin değil organize toplulukların yaşamakta olduğunu ve bu topluluklarının bilinenden çok daha gelişmiş olduğunu ortaya çıkarıyor. Göbeklitepe’nin en büyük önemi ise – konuya ilişkin bir çok makalede de dile getirildiği üzere – kendisi gün yüzüne çıkarılana kadar geçerli olan kanının aksine, insanlığı medeniyete iten ilk unsurun tarım olmayıp, inanma ihtiyacı olduğunu ortaya koyması. Klaus Schmidt’in sözleriyle dile getirirsek – “önce tapınak, sonra şehir” geliyor. Şu ana kadar gün yüzüne çıkarılmış  dört tapınağa ek olarak, Göbeklitepe kazıları tamamlandığında toplamda yirmi ayrı tapınağın gün yüzüne çıkarılmış olacağı düşünülüyor. Bu da şüphesiz Göbeklitepe’yi eşsiz bir arkeolojik kompleks haline getirecek. Bir diğer ilginç detay ise bu tapınakların inşa edildikten sonra dönemsel olarak gömülüp, tekrar yenisinin inşa edilmiş olması. Tapınakları oluşturan ve her biri 16 tona varan ağılıklara sahip bu dikilitaşların taşınabilmiş olması dahi o dönem insanlarının yine daha önce bilinenleri değiştirecek şekilde topluluk olarak yaşamakta olduklarına işaret etmekte.

Göbeklitepe yolu.

Medeniyet tarihi ile ilgili kabul edilen en temel unsurları değiştirdiği kabul edilen Göbeklitepe, etrafını çevreleyen uçsuz Harran Ovası manzarası ve başak tarlalarıyla coğrafi olarak da oldukça görkemli bir konuma sahip. Göbeklitepe ziyaretimiz esnasında beni bir diğer etkileyen bölge halkının da bu arkeolojik buluşu sahiplenişi, bölgelerinin insanlık tarihinde mihenk taşı olarak kabul edilen bu arkeolojik sahaya ev sahipliği yapmasından duydukları haklı gurur ve kazı çalışmalarını anlatırken yaşadıkları heyecan oldu. Göbeklitepe’ye ilişkin olarak yakın zamanda hayata geçecek şekilde ziyareti engellemeyecek ancak sahanın da her türlü hava koşulundan korunmasına izin verecek şekilde bir çatılandırma çalışması sürdürülüyor. Çizimlerini de inceleme fırsatı bulduğumuz bu proje tamamlanınca Göbeklitepe kazı çalışmaları da halen sürmekte olduğu için yaşayan bir müze haline gelecek.

Urfa’nın ünlü güvercinleri.

Göbeklitepe tek başına da bir destinasyon diyebileceğimiz yerlerden olmakla birlikte, yine de öyle şanslı ki bölgede gezmiş olduğum diğer şehirlere nazaran tarihi dokuyu turistik bir deneyiminin çok ötesinde halen yaşayan bir şekilde saklı tutmasıyla öne çıkan Urfa’nın hemen yanında konumlanmış durumda.  Ben de birçok kişinin yaptığı gibi Göbeklitepe seyahatimi Urfa gezisi ile birleştiriyorum. Urfa halkı için adeta bir toplanma merkezi de haline gelen Balıklıgöl’ün de içinde yer aldığı tarihi bölge adeta bir açık hava müzesi.  Gezime Türk sinemasında apayrı bir yeri olan Eşkıya filminin de açılış sahnelerinden birisinin çekildiği Gümrük Han’dan başlıyorum – kendisini çevreleyen ağaçlar ve halen yukarıda terzi olarak hizmet veren han odaları ile insana kendisini apayrı bir dönemde hissettiriyor Gümrük Han. Bir sonraki durak ise içinde halen aktif olarak bakır ustalığı yapılan atölyeleri barındıran bakırcılar çarşısı. Hipnotize edici bir ritimle çalışan bakır ustalarını izledikten sonra, bu sefer kendimizi sayısız terzinin açık havada dikim yaptığı terziciler bölgesinde buluyoruz. Bu tarihi ama halen yaşayan bölgeyi o kadar çok seviyorum ki ertesi sabah da erken kalkıp yine geliyor ve şansıma bir Pazar sabahı olmasına rağmen bakır kalaylayan usta ve çırağı uzun uzun izleme fırsatını buluyorum.

Urfa camileri.

Urfa’da beni etkileyen bir diğer durak ise görür görmez mimarını sorduğum ve 2015 yılında ziyarete açılan enfes güzellikteki Urfa Arkeoloji Müzesi.  Kronolojik dizilimle geniş odalara ayrılan müze içerdiği mumya canlandırmalarla çocukların da ilgisini çekecek şekilde tasarlanmış.  Ülkemizde de müzeciliğin hem sergilenen eserler hem de müzenin kendi tasarımı ile öne çıkacak şekilde yapılabileceğinin en büyük örneği Urfa Arkeoloji Müzesi. Müzede Göbeklitepe’den çıkarılan eserlere ek olarak, yine bölgenin bir diğer arkeoloji sahası Nevali Çori’den de eserler sergileniyor.

Mutlu suratlar.

Urfa gezimin bir diğer heyecan verici durağı ise Urfa’ya özel sıra gecelerinden birisine katılmak.  İsmini her hafta sıra ile grubun bir üyesinin evinde yapılmasından alan ve temelini sohbetin oluşturduğu bu geceler günümüzde yerini yoğun olarak Urfa türkülerinin de söylendiği eğlenceli gecelere bıraksa da, Cumartesi akşamı katıldığımız sıra gecesinde oldukça eğlenen Urfa halkının bu durumdan hiç şikâyeti yok gibi duruyordu. Ziyaretimi tamamlarken, bölgede gezme şansı bulduğum ve turistik anlamda daha ön planda olan diğer şehirlere nazaran Urfa’nın tarihi dokularını halen akan hayatın içinde tutabilmesiyle diğerlerinden benim için bir adım önde olduğuna kanat getiriyorum.